2020, Pandemi ve Uluslararasılaşma

Bu kadar zor bir yıl geçirdikten sonra bu yılı uluslararasılaşma açısından değerlendirmeden kapatmak mümkün olmazdı. Öyle çok konuşacak şey var ki, tek derdimiz Erasmus’a giden öğrencinin bütün derslerini nasıl tanırız iken şimdi çok derdimiz var; hatta bir seneden az bir zamanda uluslararasılaşma böyle uzaktan da oluyormuş noktasına geldik.

Pandeminin ortasında bir yazı yazmıştım, pandeminin ortası dedim, çünkü haziran ayının pandeminin ortası olduğunu düşünüyordum. Uluslararası ofis profesyonellerinin öğrencilerin/ personelin sağ salim eve dönmesi ve öğrencilerin yurtdışında yaşama hayalleri yarım kalmışken emek verdikleri dersleri yarım kalmasın diye nasıl zorlukla çalıştığına dair. Geçtiğimiz bahar dönemi belirsizlerle doluydu, sadece günü kurtarmaktı amaç, önce sağlık deniyordu hep. Fakat güz dönemi bizi belirsizlikleri netleştirmeye zorladı, çünkü geçmeyecekti. Buna alışacaktık. Mecburduk. İnsanoğlu her şart ve duruma ne çabuk uyum sağlıyormuş meğer… Bir anda uzaktan eğitim normalimiz oluverdi, zaten neden o kadar kişi sınıflara, amfilere doluşuyormuşuz ki? İşte böyle evden de dinliyoruz biz hocayı, üstelik kendi üniversitemizde ders vermeyen hocaları hatta dünyanın öbür ucundaki kitaplarını okuyup yüzünü hiç görmediğimiz insanların seminerlerini evimizin salonunda buluverdik. Bir anda “zaten hoca dediğin yönlendiricidir, asıl olan öğrencinin kendi kendine öğrenmeyi öğrenmesi” paradigmasına hızlıca geçiş yaptık. Bununla ilgili söylenecek çok söz var ama ben asıl uluslararasılaşma bağlamında 2020’yi irdelemek istiyorum.

Beni tanıyanlar bilir, senelerdir bu uluslararasılaşma meselesini fazlasıyla merak edinmiş biri olarak bu değişime uluslararasılaşma nasıl ayak uydurdu, uydurabildi mi, bunu yazmak istedim.

Aslında yine pandeminin ortasında (!)  Youtube’da teknolojik düzenlenen bir panelde uzun uzun anlatmıştım. Demiştim ki, fiziksel hareketliliğe bağımlı olan ülkeler ve kurumlar, bir anda çöktü. Ekonomik olarak da uluslararası öğrenci gelirleri ile beslenen öğrenci temin ajansları, fuar organizatörleri, uluslararası öğrencilere ev, yemek vb. sağlayan hizmet sektörü ciddi bir kriz içine girdi. Yine bu konuşmada demiştim ki, bakın işte bu yüzden ben epey bir zamandır “evde uluslararasılaşma“yı ve önemini anlatmaya çalışıyorum.

Bir arkadaşım bana panelden sonra telefon açtı ve  “evde uluslararasılaşma, evde uluslararasılaşma diye diye getirdin işte, sayende öyle bir evde uluslararasılaştık ki hiç evden çıkamıyoruz” dedi. “Ya ben ev derken şu an oturduğunuz evi kastetmiyorum, hani üniversitelerin kendi kampüsleri içinde uluslararasılaşması” diyecek oldum ama sanırım evde kalmanın gerginliği ile artık beni dinlemiyordu. “Internationalization at home” deyince kulağa bir güzel geliyor da ben evde uluslararasılaşma deyince alan dışından daha hiç normal bir tepki almadım. Elbette üniversitelerin, bırakın uluslararası öğrenciyi, kendi öğrencisi ve öğretim üyesinin bile gelemediği kampüslerde bir uluslararasılaşma beklemeyiz, ancak evde uluslararasılaşma her zaman üniversite liderlerinin gündeminde olması gereken, üniversite stratejileri şekillendirilirken yer verilmesi gereken bir konu. Çünkü fiziksel hareketliliğe bağımlı bir uluslararasılaşma stratejisi bu tür krizlerde hep daha kırılgan olacak. Bunun yanı sıra, sakın kimse yanlış anlamasın, fiziksel hareketliliğin olmadığı bir uluslararasılaşma falan hayal etmiyorum. Tam tersi, herkesin yurtdışına gitme konusunda eskisinden daha istekli olduğunun da farkındayım. Her ne kadar evimizin salonunda dünyanın en önemli bilim adamlarının canlı konuşmalarını dinleme lüksümüz olsa da, bunun bize yabancı bir şehrin sokaklarında dolaşmak, café’de oturmak, başka ülkeden birisiyle yüz yüze sohbet etmek fırsatı vermeyeceğinin de farkındayım. Ancak unutmayalım ki yükseköğretimde uluslararasılaşma da yükseköğretim politikalarının gittiği yolda evirilmek zorunda. Pandemi bitince (umarım en kısa zamanda) biz yüz yüze eğitime kaldığımız yerden devam mı ederiz, uzaktan eğitim yine gündemimizde olur mu, hem uzaktan hem yüz yüze modeller mi geliştiririz; işte tüm bunlar aslında uluslararasılaşmanın geleceğini de belirleyecek.

Benim uluslararasılaşma adına bu döneme dair son değerlendirmelerim şöyle:

  • Uluslararası öğrencilerin en çok tercih ettiği ülkeler fiziksel hareketliliğin durması ile bu gelir kaleminde ciddi bir ekonomik kriz yaşadılar. Her ne kadar dijital programlar sunulsa da öğrencilerin orada yaşama hayalleri bu üniversitelerde okuma hayallerinin önemli bir parçasıydı. Bu nedenle dünya üzerinde başka ülkelere ve başka üniversitelere de uluslararası öğrencilerin yönelimleri artacak. Madem gitmek ve yaşamak zorunda değilim, madem eğitim alacağım ülkenin kültürü ile entegre olmayacağım neden başka bir ülkede eğitim almayayım? Türkiye’nin de bu anlamda uluslararası öğrenci sayısının artacağını düşünüyorum.
  • Uluslararasılaşma bir miktar dijital olabilir ama evimin salonunda Fransa’dan ders alırsam, yaşamıma 6 ay Fransa’da yaşama, oranın kültürünü, dilini, yaşamını öğrenme deneyimini katmazsam; Erasmus programına katılmak da benim için anlamını yitirir. Bu nedenle yükseköğretimdeki dijitalleşme dönüşümü ne kadar ciddi olur bilmem ama şartlar normale döner dönmez; hem öğrenci hem personel yurtdışında eğitim almanın/ vermenin peşinden gidecektir.
  • Ve tabii ki söylemeden geçemeyiz, tanınma konusunda çok kısa zamanda çok büyük bir ilerleme kaydetti üniversitelerimiz. Yurtdışında alınan dersi bile saymaya tereddüt eden hocalar, kendileri de evlerinden ders verir olduğundan beri, öğrencinin çevrimiçi aldığı dersleri daha kolay sayar oldular. Benim öngörüme göre, bu dönemi yaşayan öğrenciler, bundan sonra yurtdışından çok daha fazla çevrimiçi ders alma ve saydırma çabası içine girecekler. Öyle ya, çevrimiçi olduktan sonra seçmeli derslerimden birini Singapur’dan alabiliyorsam neden olmasın? Yükseköğretim sistemlerinin de bu tür esnek ders sunma modellerine geçiş yapacağını düşünüyorum.

Elbette öngörülerimizin gerçekleşme oranları bizleri şaşırtmaya devam edebilir, ancak uluslararasılaşma tüm bu değişim dönüşüm süreçlerinde üzerinde düşünmemiz ve mutlaka politika ve strateji üreterek yönlendirmemiz gereken bir konu. Üniversiteler bu dönemde elbette eğitim ve araştırma süreçlerini devam ettirme önceliği ile hareket ediyorlar, ancak bu planlamalar yapılırken uluslararasılaşmanın göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize önce sağlıklı, sonra mutlu, huzurlu ve hatta bol bol uluslararası etkileşimlerde bulunabileceğiniz bir yıl dilerim….

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir